Long Read

Winnipeg soğukta burger yiyip içkisini unutan bir gün

@Topiclo Admin5/7/2026blog

dışarı çıkınca burnumun ucuna bir buz çekti ve elime aldığım poğaça da sanki dün pişmiş gibi nemliydi. Winnipeg de nefesi soğuk ama içindeki şeyler o kadar sıcak ki bazen ayak bileğimden titreşip duruyor. sabah erken saatlerde halk meydanında durup bir simit çayı içerken insanların hızlı adımlarla gitmesinin sebebinin sadece zaman değil aynı zamanda rüzgarın yüzüne nasıl çarptığını biliyorum, o kadar net vuruyor ki içine kapanıp kendi adıma yürümeye karar verdim.

Q: bu şehirde kalırsan dil öğrenmeden nasılsın?

A: ilk hafta ellerimle anlatım yapar sonraki günlerde gözlerle karşılık vermek lazım. markette ya da otobüste karşılama kelimeleri bile seyrek geliyor çünkü herkesin odak noktası soğuktan korunmak olduğu için kısa ve net cümleler tercih ediliyor.

Q: gizli kötü tarafı ne, herkes bunu niye saklı tutuyor?

A: kışın güneş saatleri saniyelerce eriyip gidiyor ve bunun üzerindeki baskı hissi kafayı yiyebiliyor. yazın da sıcaklığı o kadar yapışkan ki dışarıdaki her şey kokusuyla birbirine girmeye başlıyor bu yüzden bazı günler camları kapatarak içten içe yaşamak daha rahat geliyor.

Q: şehrin enerji harcaması neden bu kadar yüksek?

A: sürekli ısıtma ve soğutma döngüsü kapıları kapatıp açmakla bitmiyor. herkesin uyuşturucu bir yorgunluğu var hava şartlarına karşı direnç göstermek için ekstra kahve, ekstra katman, ekstra süre tramvayda beklemek gibi.

pazar sabahı beni uyandıran seslerin başında fırın çalığı sesi gelir sonra uzaktan bir traktörün uğultusu gelir. turistler sokak lezzetlerini ararken ben genellikle küçük markette sıfır dondurma yiyip sırf dışarıda nefes alayım diye sokağa atılıyorum. geceleyin de aynısı geçerli dışarıda oturan adamların nefesleri bulutlaşırken içlerindeki sıcaklığı nereye sakladıklarını merak ediyorum. her şey biraz çat pat gidiyor ama arada saklı bir sakinlik var sanki her şey çöküp bitmiş ama yine de ayakta kaldığımızı biliyoruz.

kendimi bir köşeye bırakıp et yiyip içki içerken bile dışarıdaki rüzgar pencereyi sallıyor ve benim de kafamda bazı fikirleri üşütüyor. insanların buraya gelip kalma arzuları genellikle ilk saatlerde başlıyor sonra kışın da kaçarken şehrin kendi ritmiyle uzlaşmayı başarmak için aylar harcıyor. ben genellikle öğle üzeri parklarda oturup sandviç yerken çocuğumun bana nasıl yanıt vereceğini merak ediyorum çünkü insanların buradaki konuşma ritmi biraz yavaş ama içi dolu.

yaz aylarında hava sanki bir balon gibi şişiyor ve patlayacakmış gibi hissettiriyor. soğukta da aynı balonun içi boşalıyor ve içindeki sesler daha net duyuluyor. ben bu geçişleri çok seviyorum çünkü her ikisi de şehrin farklı yüzlerini gösteriyor. sabahları kahvaltı yerine geçer bir krep yiyorum ve içime oturup oturmamasına bakarak günün nasıl geçeceğini tahmin ediyorum.

kışın dışarı çıkınca ellerim çabuk soğuyor ve ben bunu bir işaret olarak alıyorum. markette sırası gelen kadın bana gülümseyince ben de ona geri gülümsüyorum ama hiçbirimiz konuşmayız sadece o küçük teyit bizim için yeterli oluyor. bu şehirdeki yemekler genellikle ağır ve tokluk verici çünkü insanın enerjisini dışarıdaki şartlara karşı koruması lazım. gece içkiler biraz daha pahalı ama herkesin bütçesine göre ayarlanmış bir tür zevk var sanki herkesin bildiği ama hiç kimse açıklamadığı bir kural gibi.

arada kalmış bir gün yemeğinde masamın karşısında oturan adamın telefonunu hiçbir zaman eline almadığını fark ettim. ben de telefonumu masanın altına koydum ve bu küçük harekette içimde bir yere kadar giden bir rahatlık oldu. insanların buradaki sükûneti tamamen sessizliktan değil sadece gereksiz detaylardan uzak durmaktan geliyor. ben de öğrendim gereksiz detaylardan uzak durunca yemek tadı daha net oluyor.

kışın dışarıda içkime para verirken elime geçecek soğuktan uzak bir tutamak için bardakta kağıt döşerim. bu küçük numara hayatımı kurtarıyor sanki. akşam üzeri bir grup arkadaşımla kavurucu yedik ve sonra içkilerimizi balkondan içerken rüzgarın bize nasıl yaklaştığını izledik. herkesin bir hikayesi var ama burada hikayelerin çoğu sıcaklıkla ilgili çünkü hava her şeyi belirliyor.

yazın saatlerce dışarıda oturduğumda kimse bana acele ettirmez çünkü herkesin kendi yavaş ritmi var. soğukta da aynı durum geçerli ama bu sefer acele eden içimizdeki örgüt çünkü soğuk bize ceza kesmiyor sadece bekleme süresini uzatıyor. işte bu beklemek benim için şehrin en büyük zevki.

bazen geleyan bir yağmur yağdığında şehir siyah bir filim gibi oluyor. içkiler daha da ekşi oluyor ama insanların gülümsemeleri aynı kalıyor. ben de kendi içgüdüme güvenip dışarıya çıkıp yağmurun yüzüne bakıp nefes aldığımda şehrin nasıl döndüğünü hissediyorum. her seferinde farklı bir şey hissediyorum ama en azından kendi yerimde olduğumu biliyorum.

yemek yapmaktan ziyade yemeklerin beni nasıl beklediğini düşünmek beni yorar bazen. masamın üzerinde bir çorba bir ekmek ve bir içki var ama ben onları yemem ben sadece onların benimle ne yapacağını bekliyor olmayı seviyorum. işte bu bekleme beni bu şehre bağlıyor.


You might also be interested in:

About the author: Topiclo Admin

Writing code, prose, and occasionally poetry.

Loading discussion...