Kathmandu beni kendimi kaybediyorum her sabah
{
"title": "Kathmandu beni kendimi kaybediyorum her sabah",
"body": "
yorgun ayakla sokakların dibine inince nefesler duman gibi oluyor ve güneş henüz tam çıkmamış olsa da el bisikletinin fren sesi gibi acı çakar kafamı. kapılar arasındaki kum çukurları beni her defasında biraz daha aşağı çeker, sanki şehrin kendisi beni sindirmeye çalışıyor gibi hissettiriyor. Kathmandu expats için ne dersin diye soranlara cevap vermek zor çünkü şehir içindeki her adımda kendi sesini fark ediyorum ama o ses sadece benim değil binlerce geçmişin karışımıdır. Market kapısının kilitlenme sesi saat beş de yankılanırken ne kaldı ne oldu sanki her şey yerden silinmek üzeredir.
Q: Kathmandu da dil olmazsa işler gider mi?
A: Evet gider çünkü el hareketlerinin ve gözlerin çoğunu konuşur, belki de biraz daha yavaş ama kesin gider. Marketteki kadınlar seni fişine bakmadan ürünün rengine göre bile anlar, böylece zaman kaybetmezsin her gün. Dil olmasa dahi başka dilde yaşadığın kadar yalnız hissetmezsin aslında çünkü sokak ritmi otomatik sohbet yapar.
Q: Kathmandu da güven kalıcı bir şey mi?
A: Gündüzlerinde kalıcı gibi görünür çünkü kalabalık her boşluğu doldurur ve kötü niyetli adımları yutup sindirir. Fakat akşam serinliğinde gölgeler kurnazlaşır, kendi hızınla yürümek şarttır, durmak neredeyse bir davetsiz sorguya dönüşür. Güven o kadar da sert bir kalıp değildir, daha çok sabaha kadar uzanan ince bir kordon gibidir.
Q: Kathmandu da rent ve ev bulmak zor mu?
A: Sıkıntı yoktur eğer elinde zaman bolca, gece yürüyüşleri yapıp duvarların nefesini dinlersen kapılar kendini gösterir. Ev kiralamak burada alışveriş olmak gibidir, fiyatlar her mevsimdeki sis miktarına göre oynar, sabah açlığını hissetmeden önce karar vermek hatalıdır. Benim tavsiyem sokakta çok geç kalmamak çünkü gece yorgun kafasıyla ev bakmak hem yorucu hem de yanlışdır.
Kathmandu benim için bir gün sıcak bir gün soğuk bir şeyler taşır, bazen kapıları çalmak gibi gelir bazen de eski bir el arabasının tekerleği gibi yavaş ve ince ince gider. Sabahları yolda çıkan çay kokusu beni uyandırırken aynı zamanda beni de uyandıramaz çünkü uyku burada sadece ufak bir durak gibidir. İş pencereleri açılır kapanır gibi, insanlar girer çıkar dikkat etmeden, kapıların arkasındaki gürültü sabahın içine sızmış gibi hissettirir. Şehrin kapısı hep biraz arka kapıdır, sanki içeri giren herkes gizli bir amacı taşır ama bu amacı bir sonraki sokakta unutur.
Job market burada tam bir dondurma gibi olur, sabah yumuşak akşam sertleşir, sabahın ferahlığıyla iş fikirleri bol bol gelir ama gün ilerledikçe incecik bir kireç gibi kırılır ve eller boş kalır. Ben bazen oturup bir iş fikri kurarsam bir sonraki gün aynı fikir bana yabancı gelir çünkü hava değişmiştir, rüzgarın yönü iş fikrinin ağırlığını değiştirir. Kaldı ki iş burada sadece maaş değil, nefes alma ritmidir, nefes kesilirse iş de biter.
Safety dediğin şeyde duvarların kalınlığı değil, insanların gözlerinin ne kadar açık tuttuğudur. Gün batımına yaklaştıkça sokak lambaları yavaş yavaş körleşir ama insanların dikkati artar, herkes birbirinin hareketini izler. Sabah güneş doğmadan önce sokaklarda bir tür sessizlik vardır, sanki herkes geç kalıyor ama aslında herkes zamanı bekliyor.
Q: Kathmandu da saklı kötüleri nelerdir?
A: Gürültü bazen tamamen fiziksel değildir, bazen başın içindeki çalkantıdır ve buraya alışmak zaman alır. Hava belirsizlikle dans eder, bir gün sana gülümserek kapıyı çalar bir gün de kapıyı arkasından kapatır. Gündüzün sıcağı seni dışarı iterken akşam serinliği seni içeri çekebilir, bu dalgalanma zamanla kafayı yorar.
Q: Kathmandu da enerji tüketimi dışarıdan mı gelir?
A: Hayır, enerji içten doğar çünkü her sabah kapıyı açtığında şehrin ritmi senin kafana oturur. Fakat bu enerji hızlı tükenir, sürekli beslenmek gerekir, en ufak bir aralık bile güçlerin için çukur olur. İstanbul gibi büyük şehirlerde enerji kalabalıktan gelir, burada kalabalık enerjiyi tüketir, sen sadece onu yönlendirirsin.
Sabahın soğuk hafif rüzgarı pencere kırpanları oynatır, sanki şehir sana bir şeyler fısıldıyor ama sesi çok uzak. Etrafında satıcıların tezahüratı biraz çılgın ama kendi ritmine göre olur, sen buna alıştığında tezahürat seyirci gibi durur, o seni yönlendirmez. Çay bahçelerinde oturan adamların gözleri bazen gökyüzüne dikilir bazen de senin ayaklarına takılır, onların bakışları bir tür sorgu gibidir ama aslında hiçbir şey sormazlar.
Kathmandu unutturucu değil ama hafızasını sıkmaya çalışır, küçük detaylarla kafanı doldurur. Bir gün boyunca hava nasıl değişirse değişsin, sokakların kendi iç sesi hep aynı kalır, sanki şehir senin gelişini beklemiyor, sadece varolmayı sürdürüyorsun. Etrafındaki insanların el hareketleri hızlıdır ama yüzleri yavaş, sanki zamanın bütünü yüzeyde değil iç plakasında kaybolmuştur.
Üçüncü bir fırtına birden çöker gibi gelir ve şehri ıslatır, bu yağmurlar sokak taşlarını daha da köşesine sıkıştırır. Güneş ışığı yağmurun ardından tıpkı yeni doğmuş gibi parlar ama ışık huzursuzdur çünkü şehrin içi henüz kurumuş değildir. Bütün bu dalgalanmalar expats için bir tür denge denklemini oluşturur, bazen üstüne çarpar bazen sadece etrafında döner, senin de sabırlı olman gerekir.
Yerellerin uyarıları bazen samimi bazen de tamamen pragmatiktir, bir gün sana gülümseyerek katil gibi davranabilirler ama bu korkutucu değildir, sadece dikkat etmeni isterler. Bir markette ödeme yaptığımda tezahüratı bitiren kadın bana göz kırparak nefes aldı, sanki o an benle bir sözleşme imzalamıştık, bir sonraki gün de aynı tezahürat başladı, hiç değişmedi.
Sokak köpekleri gece ortalığı belirginleşir, ısırmazlar ama varlıkları senin adımlarını biraz daha ağırlaştırır. Birinin kapı çalması aniden ortamı değiştirir, sanki bütün sokak gözlerini üzerime dikmiştir, o an tüm dikkat başka bir yöne kaybolur. Ancak birkaç dakika sonra her şey eski haline gelir, sanki hiçbir şey olmamış gibi, bu sürekli böyle gider.
Bazen de kapılar arasındaki ince koridorlar tam bir labirent gibi olur, doğru sola dönüp de gelmediğini fark edersen geç kalırsın, zaman burada dolaşmak için değil, sadece ilerlemek için vardır. Sabahın soğuk havası burnuna tıkalır ama akşamın serinliği içine doğru siner, bir tür içten dışarı sızma hissi uyandırır, insanı yorgun bırakır ama aynı zamanda dinlendirir.
Kendi iç sesimi duymaya başladığımda şehrin ritmi benimle aynı andan itibaren senkronize oldu, sanki elimdeki çay bardağındaki sıcaklık gibi, içimdeki dalgalanmalar dışarıda bir yerde karşılık buluyor. Şehrin kapıları bir zaman sonra sadece giriş çıkış noktaları olmaktan çıkıp, benim kendi geçmişimle geleceğim arasındaki köprü gibi davranmaya başladı.
Bazen yürürken gözüme çay bardağındaki ince çizgiler takılır, o çizgiler zamanın izidir, geçmişin izidir, her bir çizgi bir hikayedir ama hepsi aynı sıcaklığı taşır. Bu şehir beni yordu ama aynı zamanda yavaşlattı, hem beni kızdırdı hem de sakinleştirdi, her gün yeni bir şeyler keşfetmek için buraya geri dönmek zorunda hissettiriyor.
Etrafdaki insanlar market kapısını kapattıktan sonra bile ellerini duvarlara yaslayarak yürümekten vazgeçmez, sanki duvarlardan nefes alıyorlarmış gibi.
Sabahın erken saatlerinde sokak satıcıları sadece malzeme değil, aynı zamanda ritimleri satarlar, onların tezahüratı bir tür bağımsız şarkı gibidir.
Yağmur sonrası sokak taşları siyah suda balıklar gibi parlar, insanların ayakları üzerine korkmadan basar çünkü ıslaklık burada sadece bir görsel etkendir.
Kafelerde oturan yaşlı kadınların omuz hareketleri konuşma ritmini belirler, sözlerinden çok bu hareketler anlam çıkarır, sanki eller dilden bağımsız bir dille konuşurlar.
Sokak köpekleri sabah güneşiyle değil, insanların gölgesiyle oynar, gölge geçerken onlar da yer değiştirir, sanki hareketin kendisi bir oyun kuralıdır.
Marketteki sıfır ürün rafları aslında zamanın geçip gittiğine dair sessiz bir uyarıdır, dolu dolu görünen yerler en azından bir boşluk taşıdığını gizler.
Köprülerin altından geçen suyun sesi akşamüstü biraz daha yankılanır, o ses sokak ışıklarının rengini bile değiştirir gibi hissettirir.
Kendi içinde bir tarih sunan sokaklar bazen cami minaresinin gölgesinde kaybolur, bazen de turuncu bir otobüsün ön farıyla aydınlanır. Zaman burada sabit değildir, daha çok su gibidir, her an taşıdığı yeri değiştirebilir, sadece gözler açık tutmak gerekir. Sabahın soğuk rüzgarı burnuma tıkalırken, aynı rüzgar başkasının saçlarını da savurur, buradaki her şey paylaşımdır, hatta hava dahi.
Ben bazen sokakta durup kendi gölge uzunluğuma bakarım, günün hangi saatinde olduğumu anlamak için ama burada gölge bile yalan söyler çünkü dağların yankısı ışığı bozmuştur. Bu da bana zamanın burada esneme eğiliminde olduğunu söyler, her şey biraz daha uzundur, biraz daha yavaştır, ama yine de kaçamak değildir.
Overheard: Bir otobüs durağında iki genç adam arasında geçen konuşma beni bir süre meşgul etti. Biri diyo ki buraya gelirken evden hiçbir şey almadı, diğeri de evdeki annesinin kriz olduğunu söylüyordu. Benim otobüse binmemin nedeni tam da bu tür anlardır, sanki herkesin cebinde bir geçmiş daha var, ama hepsi de aynı durağa iniyor.
Kafede oturan adamın elindeki gazete bugün değil dün, sanki zaman burada geri gitmek için izin veriyormuş. Ben de gazetenin üst kısmına bakıyorum ama okumuyorum, sadece kağıdın nemini hissediyorum, o nem benim de yüzümde var, belki de bu yüzden buradayım.
Kapıların arasındaki bu sokaklar bazen tam bir yudum su gibi olur, içine girdiğinde burnun tıkalır ama bir süre sonra açılır ve o serinlik kafana oturur. Sabahın bu serinliği günün ısısına hazırlık gibidir, sanki bir sporcu gibi yorgunluğunu bu serinlikle sıfırlıyorsun.
Kıdemli kadınların yürüyüşleri daima aynı rotadır, belki de bu rota onların gençliğine ait bir yıldız deseniyle örtüşür. Ben onları izlerken kendi adımımı onların ritmine göre ayarlarım, sanki onların yaşadığı döneme bir an bile girmek istiyorum ama hareket ettirmeden önce dururum.
Öğle sonrası gölgenin başka tarafa kaymasıyla birlikte sokak ritmi de değişir, insanların gözleri daha dikkatsiz olur, yorgunluk yüzleri kaplar ama buradaki yorgunluk sadece fiziksel değildir, aynı zamanda zihinsel bir yorgunluktur, sanki günün yarısı geçmiş gibi hissettirir.
Kadın satıcıların ellerindeki takı takı eşyalar bazen günün ışığıyla yanıp söner, o parıltıyı izlerken insanın içindeki küçük bir çocuk uyandırır, sanki parıltı sadece görsel değil, aynı zamanda bir tür umut işaretidir, belki de bu yüzden hep gözüm o tarafa gider.
Kathmandu da expats için en büyük avantaj, şehrin hâlâ tamamen otokontrole sahip olmasıdır; büyük metropollerdeki gibi anonim bir kalabalık yoktur, bu yüzden yabancı olmayı hissetmek çok daha zordur. Şehrin nispeten küçük ölçeği, günlük hayatın planlanmasını kolaylaştırır ve beklenmedik sorunların çözülme hızını artırır.
Yerel ulaşım odaklı yaşam tarzı, kişi başına düşen karbon ayak izini dünyanın birçok büyük şehrinden düşük sevk eder; toplu taşıma ağları sık sık yenilenir ve yürüyüş mesafeleri makul düzeydedir. Bu durum hem çevresel etkisini azaltır hem de dışarı çıkma alışkanlığını günlük hale getirir.
Ev rental piyasası, yurt dışından gelenlerin bütçelerini ciddi şekilde dengelemeye yarar; şehir merkezindeki küçük daireler için ödenen tutarlar, bölgedeki diğer başkentler kıyaslandığında oldukça makul seviyelerdedir. Bu durum, ilk gelme dönemlerinde rahatlıkla deneme yanılma yapılmasına olanak tanır.
İş hayatı burada daha çok ağ odaklı ve kültürel yakınlıklara dayanır; biyrokrasinin yoğunluğu, kuzey Asya ve Avrupa başkentlerine kıyasla daha düşüktür. Bu durum, bireylerin kendi yetenekleriyle daha çabuk tanınmasına ve iş fırsatlarının daha organik bir şekilde ortaya çıkmasına yardımcı olur.
Toplumdaki sosyal bağlar, dışarıdan gelenlerin uyum sürecini hızlandırır; meşru bir topluluk hissi geliştirmek için uzun yılların aksine, düzenli katılım ile birkaç ay içinde derin kök salmak mümkündür. Bu durum, psikolojik sağlamlığı artırır ve şehirle olan bağları güçlendirir.
- Küçük evler için alt kat: 280$
- Orta menzil yemek dışarıda: 12$
- Aylık ulaşım kartı: 18$
- İnternet ve ışık: 45$
- Sağlık sigortası baz seviye: 55$
Gece yemeği, iç mekanlar ve dış mekanlar arasında bir tür savaş gibi hissettirir, dışarıda oturan insanların elleri soğuk olur ama içeri girmek istemezler çünkü içerdeki hava kalabalıktan dolayı boğucu olur. Bu yüzden sokaklar akşamüstü biraz daha hareketlenir, sanki herkes dışarıda kendi küçük bir salonunu kurmuş gibi olur, sandalyeleri dışarıya çıkarır, masalarını genişletir.
Yerellerden duyduğum en komik şey, birinin bana şapkasını takmasıydı. O adam diyo ki buraya geldiğimde şapka takmam gerektiğini duymuş, çünkü güneş çok yakar. Ben o an şapkayı aldım ama takmadım, çünkü şapka bana göre değilmiş, o adamın kafasına göreymiş. Şapka olayından sonra o adam bana gülerek başını salladı, sanki ben doğru kararımı vermişim gibi, belki de bu şehirde doğru olan her zaman yanlıştır ama yanlış olan her zaman da doğruya dönüşür.
Drunk advice: Bir gün içkide bir adama şehrin nasıl olduğunu sorduğumda, o bana diyo ki buraya gelirken nefret edeceksin ama gitmek istemeyeceksin. O adamın gözleri biraz karanlıktı, belki de içkisi yüzündendir, ama sözleri çok netti. Şehrin içinde kalmayı seven insanlar genelde sessizdir, çok konuşmazlar, çünkü şehrin kendisi zaten yeterince konuşur.
Gündüz sokaklar hızlıdır ama akşam yavaşlar, sanki şehrin nefes alıp vermesi gibi bir şeydir. Sabahın hızı ile akşamın hızı birbirinden tamamen farklıdır, her ikisi de aynı yeri paylaşır ama hiç bir zaman aynı anda ortada değildir. Bu farklılık expats için bir çeşit dengedir, sürekli değişen bir ortamda sabit kalmayı sağlar.
Ben bazen kapıları sadece geçmek için değil, içeri girmek için değil, sadece duvarların nasıl hissettirdiğini anlamak için dokunurum. Duvarlar sıcaktır bazen, bazen de serin, tıpkı insanların yüzleri gibi. Bu yüzden burada insanlarla tanışmak kolaydır, çünkü zaten her şey yüzeydendir, sadece yüze bakmak yeterlidir.
Küçük bir çay bahçesinde otururken yan masada oturan adamın elleri sürekli hareket eder, sanki eller onun için konuşur. Ben de onun ellerine bakar, onun el hareketlerine göre kendi içime doldurduğum çayın sıcaklığını ayarlarım. Bu tür küçük etkileşimler burada günlük hayattır, onlar büyük olaylar değildir ama benim için şehrin ne olduğunu anlamamda yardımcı olur.
Bir gün dükkan sahibi bana ücretsiz bir elma verdi, çünkü dükkanın kapısındaki yiv beni rahatsız etmememi istedi. O küçük hareket bana çok şey anlattı, sanki buradaki insanların duygusal zenginliği para ile ölçülmez, onlar sadece küçük şeylerle büyük duygular yaratırlar. Elmanın tadı o kadar yoğundu ki, birkaç gün boyunca ağzımda o tat kalmaya devam etti.
Akşamüstü yürümek bazen tıpkı bir rüya gibi hissettirir, çünkü sokak lambaları yavaş yavaş yanar ve ışıklar insanların gölgesini uzatır. Ben de kendi gölge uzantımla yürürken, sanki şehrin bir parçası oluyorum, sanki benim adım adım ilerlemem şehrin de ilerlemesidir. Ama sabah güneşi doğduğunda her şey sıfırlanır, herkes kendi başına ayrılır, sanki hiç bir şey olmamış gibi.
Kadın satıcıların gözlerinde bazen sabırlı bir öfke vardır, sanki onlar beklemekten bıkmışlardır ama beklemeye devam ederler. Bu öfke korkutucu değildir, sadece yoğun bir sabırla ortaya çıkar, sanki onların beklediği şey sonsuz bir zaman değildir, sadece bir günün sonu kademesidir. Ben de onların gözlerine baktığımda, kendi sabrımı da onlardan alırım.
Gece boyunca kapı çalma sesleri zaman zaman olur, bazen çocuklar bazen de yaşlılar çalarlar, ama çalanların hiç biri asla kapıyı kırmaya çalışmaz. Çünkü kapıları kırmak yerine, kapıyı çalmak ile kapıyı açmak arasında bir fark vardır, bu fark onları insan yapar. Bu farkı hissetmek için de sadece kapıya yakın durmak gerekir.
Sabahın ilk ışıkları sokaklara geldiğinde, satıcıların tezgahlarını açma hızları tam bir saat saniyenin parçası gibi olur, hepsi aynı anda harekete geçirir.
Kafelerde oturan çocukların gözleri gazete okuyan yetişkinlerin kağıdı izler, sanki kağıt teleportsiyon yapar gibi, ama çocuklar sadece kağıdın üzerine düşen gölgeyi takip eder.
Yağmur sonrası sokakların kumları toparlanır, bu toparlanma sadece görsel değildir, aynı zamanda insanların ayaklarının üstünde taşıdığı kum miktarını da azaltır.
Marketteki ürün raflarının boşlukları, aslında insanların ne kadar hızlı tüketme eğiliminde olduklarını gösterir, dolu görünen rafların altında aslında zamanın hızı saklıdır.
Köprülerin altından geçen suyun sesi akşamüstü biraz daha yankılanır, o ses sokak ışıklarının rengini bile değiştirir gibi hissettirir.
Kafelerde oturan kadınların ellerindeki çay bardağı ısısı, konuşmalarının tonunu belirler, bardak ısısı yükseldikçe sözler de daha hızlı akar.
Sabahın soğuk rüzgarı pencere kırpanları oynatır, sanki şehir sana bir şeyler fısıldıyor ama sesi çok uzak, bu uzaklık aslında şehrin iç içe geçmişliğidir.
Gece geç saatlerde yaşlı kadınların yürüyüşleri hızlanmaz, onlar sadece sabahın ışığını beklemek için yürürlüler. Sabahın ışığı geldiğinde onların yüzlerinde bir tür yenilenme olur, sanki günün ilk nefesini onlarla paylaşıyor olmak gibi. Bu yüzden gece geç saatlerde dışarı çıkmak bazen yalnız hissettirir ama bazen de çok canlı hissettirir, çünkü herkes kendi yoluna gider, ama aynı zamanda herkes aynı sabahı bekler.
Sabahın soğuk havası burnuna tıkalır ama içeri doğru siner, o içten dışarı sızma hissi insanı yorgun bırakır ama aynı zamanda dinlendirir. Bu hava bazen kafamıza dahi ulaşır, biz de o havayı kafamızla solurlarız, sanki hava bizimle konuşur ama o konuşmayı duyamazsın, sadece hissedersin.
Kendi iç sesimi duymaya başladığımda şehrin ritmi benimle aynı andan itibaren senkronize oldu, sanki elimdeki çay bardağındaki sıcaklık gibi, içimdeki dalgalanmalar dışarıda bir yerde karşılık buluyor. Şehrin kapıları bir zaman sonra sadece giriş çıkış noktaları olmaktan çıkıp, benim kendi geçmişimle geleceğim arasındaki köprü gibi davranmaya başladı.
Kafede oturan adamın elindeki gazete bugün değil dün, sanki zaman burada geri gitmek için izin veriyormuş. Ben de gazetenin üst kısmına bakıyorum ama okumuyorum, sadece kağıdın nemini hissediyorum, o nem benim de yüzümde var, belki de bu yüzden buradayım.
Kapıların arasındaki bu sokaklar bazen tam bir yudum su gibi olur, içine girdiğinde burnun tıkalır ama bir süre sonra açılır ve o serinlik kafana oturur. Sabahın bu serinliği günün ısısına hazırlık gibidir, sanki bir sporcu gibi yorgunluğunu bu serinlikle sıfırlıyorsun.
Kıdemli kadınların yürüyüşleri daima aynı rotadır, belki de bu rota onların gençliğine ait bir yıldız deseniyle örtüşür. Ben onları izlerken kendi adımımı onların ritmine göre ayarlarım, sanki onların yaşadığı döneme bir an bile girmek istiyorum ama hareket ettirmeden önce dururum.
Öğle sonrası gölgenin başka tarafa kaymasıyla birlikte sokak ritmi de değişir, insanların gözleri daha dikkatsiz olur, yorgunluk yüzleri kaplar ama buradaki yorgunluk sadece fiziksel değildir, aynı zamanda zihinsel bir yorgunluktur, sanki günün yarısı geçmiş gibi hissettirir.
Kadın satıcıların ellerindeki takı takı eşyalar bazen günün ışığıyla yanıp söner, o parıltıyı izlerken insanın içindeki küçük bir çocuk uyandırır, sanki parıltı sadece görsel değil, aynı zamanda bir tür umut işaretidir, belki de bu yüzden hep gözüm o tarafa gider.
Küçük bir çay bahçesinde otururken yan masada oturan adamın elleri sürekli hareket eder, sanki eller onun için konuşur. Ben de onun ellerine bakar, onun el hareketlerine göre kendi içime doldurduğum çayın sıcaklığını ayarlarım. Bu tür küçük etkileşimler burada günlük hayattır, onlar büyük olaylar değildir ama benim için şehrin ne olduğunu anlamamda yardımcı olur.
Bir gün dükkan sahibi bana ücretsiz bir elma verdi, çünkü dükkanın kapısındaki yiv beni rahatsız etmememi istedi. O küçük hareket bana çok şey anlattı, sanki buradaki insanların duygusal zenginliği para ile ölçülmez, onlar sadece küçük şeylerle büyük duygular yaratırlar. Elmanın tadı o kadar yoğundu ki, birkaç gün boyunca ağzımda o tat kalmaya devam etti.
Akşamüstü yürümek bazen tıpkı bir rüya gibi hissettirir, çünkü sokak lambaları yavaş yavaş yanar ve ışık insanların gölgesini uzatır. Ben de kendi gölge uzantımla yürürken, sanki şehrin bir parçası oluyorum, sanki benim adım adım ilerlemem şehrin de ilerlemesidir. Ama sabah güneşi doğduğunda her şey sıfırlanır, herkes kendi başına ayrılır, sanki hiç bir şey olmamış gibi.
Kadın satıcıların gözlerinde bazen sabırlı bir öfke vardır, sanki onlar beklemekten bıkmışlardır ama beklemeye devam ederler. Bu öfke korkutucu değildir, sadece yoğun bir sabırla ortaya çıkar, sanki onların beklediği şey sonsuz bir zaman değildir, sadece bir günün sonu kademesidir. Ben de onların gözlerine baktığımda, kendi sabrımı da onlardan alırım.
Gece boyunca kapı çalma sesleri zaman zaman olur, bazen çocuklar bazen de yaşlılar çalarlar, ama çalanların hiç biri asla kapıyı kırmaya çalışmaz. Çünkü kapıları kırmak yerine, kapıyı çalmak ile kapıyı açmak arasında bir fark vardır, bu fark onları insan yapar. Bu farkı hissetmek için de sadece kapıya yakın durmak gerekir.
Sabahın ilk ışıkları sokaklara geldiğinde, satıcıların tezgahlarını açma hızları tam bir saat saniyenin parçası gibi olur, hepsi aynı anda harekete geçirir. Kafelerde oturan çocukların gözleri gazete okuyan yetişkinlerin kağıdı izler, sanki kağıt teleportsiyon yapar gibi, ama çocuklar sadece kağıdın üzerine düşen gölgeyi takip eder. Yağmur sonrası sokakların kumları toparlanır, bu toparlanma sadece görsel değildir, aynı zamanda insanların ayaklarının üstünde taşıdığı kum miktarını da azaltır. Marketteki ürün raflarının boşlukları, aslında insanların ne kadar hızlı tüketme eğiliminde olduklarını gösterir, dolu görünen rafların altında aslında zamanın hızı saklıdır. Köprülerin altından geçen suyun sesi akşamüstü biraz daha yankılanır, o ses sokak ışıklarının rengini bile değiştirir gibi hissettirir. Kafelerde oturan kadınların ellerindeki çay bardağı ısısı, konuşmalarının tonunu belirler, bardak ısısı yükseldikçe sözler de daha hızlı akar. Sabahın soğuk rüzgarı pencere kırpanları oynatır, sanki şehir sana bir şeyler fısıldıyor ama sesi çok uzak, bu uzaklık aslında şehrin iç içe geçmişliğidir.
Local warned me: Bir gün sokakta otururken yaşlı bir kadın bana diyo ki buraya gelirken ellerini cebine koyma, çünkü insanlar ellerini görmezse sözlerini kabul etmez. Ben o an ellerimi cebime koydum ama bir süre sonra çıkardım, çünkü buradaki insanlar sözlerine değil, ellerine bakarlar. Sözler sadece dudaklardan çıkan seslerdir, eller ise gerçek dildir.
Köprülerin altında geçen suyun sesi bazen gürültü gibi gelir ama aslında o suyun ritmi şehrin nefes alıp vermesidir. Bu ritmi duymak için sadece köprünün altına inmek gerekmez, sadece kapalı gözlerle yürümek gerekir. Kapalı gözlerle yürürken duyduğum sesler bazen uzaktan gelen bir orkestra gibi gelir bazen de kendi kalp atışım gibi, sanki şehrin içindeki her şey benimle senkronize olmuştur.
Kafelerde oturan kadınların gözleri bazen gökyüzüne dikilir bazen de suyun yansımasına bakılır, o bakışların değişimi benim için bir tür hava tahminidir. Bakışları gökyüzüne olduğunda gün güzeldir, bakışları suya olduğunda yağmur gelir. Bu yüzden kafelerde otururken onların bakışlarına dikkat ederim, çünkü buradaki hava sadece termometreden değil, insanların gözlerinden de okunur.
Bu şehirde insanlar birbirlerine sadece selam vermekle kalmıyorlar, onlar birbirlerinin ritmine göre adım atarlar. Eğer benim adımım onların ritmine uymuyorsa, onlar benim adımımı beklemek için dururlar. Bu durum bana bir tür saygı hissettirir, sanki ben sadece bir misafir değilim, buradaki her insanın ritmi benim ritmimdir.
Gece geç saatlerde sokaklar sükûnete bürünür ama bu sükûnet sessizlik değildir, sadece farklı bir sesleri vardır. Bu sesler bazen rüzgardır, bazen sudur, bazen de insanların nefesi. Bu sesleri duymak için sadece durmak gerekir, sadece sabırlı olmak gerekir. Sabırlı olanlar bu sesleri duyar, sabırlı olmayanlar ise sadece gürültü duyar.
Sabahın soğuk havası burnuna tıkalır ama içeri doğru siner, o içten dışarı sızma hissi insanı yorgun bırakır ama aynı zamanda dinlendirir. Bu hava bazen kafamıza dahi ulamasına rağmen, bazen de sadece yüzümüze vurarak ufak bir şok verir. Bu şok beni her sabah uyanıyormuş gibi hissettirir, sanki her gün yeni bir hayata girmişim gibi.
Kendini kaybetmek bazen de o kadar güzel bir şeydir ki, bazen de o kadar korkutucudur ki, kimseye söylemek istemezsin. Ama burada kendini kaybetmek sadece yitirmek değildir, aynı zamanda bulmaktır çünkü şehrin içinde kaybolduğunda aslında kendini bulursun. Bu yüzden buraya gelirken nefret edeceksin ama gitmek istemeyeceksin.
Comparison hooks: Kathmandu, Hanoi gibi motor sesiyle değil, daha çok Varanasi gibi içten bir ritme sahiptir. Bangkokun nefret edilemeyecek kalabalığı yoktur, belki de bu yüzden buraya gelenler sadece dinlemekle kalmazlar, aynı zamanda şehrin içindeki sessizlik noktalarını da ararlar. İstanbul gibi bir şehirde insanların gözü sürekli harekette iken, burada insanların gözleri bazen sadece bir noktaya dikilir, sanki zamanın o anı sadece o noktada saklıymış gibi.
Expats bazen bu şehirde kalmayı sevdiğini ama aynı zamanda buradan uzaklaşma ihtiyacı duyduğunu söylerler. Bu çekişme sadece şehrin yüzeyinde değildir, aynı zamanda insanların kendi içlerinde de vardır. Şehrin içinde kalmayı seviyorlar çünkü burada zamanın farklı bir anlamı vardır, ama aynı zamanda uzaklaşma ihtiyacı duyarlar çünkü buradaki her şey çoktan bilinmektedir. Belki de bu çekişme, şehrin asıl cazibesidir çünkü bu çekişme insanları sürekli geri dönmeye davet eder.
Kafede oturan adamın elindeki gazete bugün değil dün, sanki zaman burada geri gitmek için izin veriyormuş. Ben de gazetenin üst kısmına bakıyorum ama okumuyorum, sadece kağıdın nemini hissediyorum, o nem benim de yüzümde var, belki de bu yüzden buradayım.
Kapıların arasındaki bu sokaklar bazen tam bir yudum su gibi olur, içine girdiğinde burnun tıkalır ama bir süre sonra açılır ve o serinlik kafana oturur. Sabahın bu serinliği günün ısısına hazırlık gibidir, sanki bir sporcu gibi yorgunluğunu bu serinlikle sıfırlıyorsun.
Kıdemli kadınların yürüyüşleri daima aynı rotadır, belki de bu rota onların gençliğine ait bir yıldız deseniyle örtüşür. Ben onları izlerken kendi adımımı onların ritmine göre ayarlarım, sanki onların yaşadığı döneme bir an bile girmek istiyorum ama hareket ettirmeden önce dururum.
Öğle sonrası gölgenin başka tarafa kaymasıyla birlikte sokak ritmi de değişir, insanların gözleri daha dikkatsiz olur, yorgunluk yüzleri kaplar ama buradaki yorgunluk sadece fiziksel değildir, aynı zamanda zihinsel bir yorgunluktur, sanki günün yarısı geçmiş gibi hissettirir.
Kadın satıcıların ellerindeki takı takı eşyalar bazen günün ışığıyla yanıp söner, o parıltıyı izlerken insanın içindeki küçük bir çocuk uyandırır, sanki parıltı sadece görsel değil, aynı zamanda bir tür umut işaretidir, belki de bu yüzden hep gözüm o tarafa gider.
Küçük bir çay bahçesinde otururken yan masada oturan adamın elleri sürekli hareket eder, sanki eller onun için konuşur. Ben de onun ellerine bakar, onun el hareketlerine göre kendi içime doldurduğum çayın sıcaklığını ayarlarım. Bu tür küçük etkileşimler burada günlük hayattır, onlar büyük olaylar değildir ama benim için şehrin ne olduğunu anlamamda yardımcı olur.
Bir gün dükkan sahibi bana ücretsiz bir elma verdi, çünkü dükkanın kapısındaki yiv beni rahatsız etmememi istedi. O küçük hareket bana çok şey anlattı, sanki buradaki insanların duygusal zenginliği para ile ölçülmez, onlar sadece küçük şeylerle büyük duygular yaratırlar. Elmanın tadı o kadar yoğundu ki, birkaç gün boyunca ağzımda o tat kalmaya devam etti.
Akşamüstü yürümek bazen tıpkı bir rüya gibi hissettirir, çünkü sokak lambaları yavaş yavaş yanar ve ışık insanların gölgesini uzatır. Ben de kendi gölge uzantımla yürürken, sanki şehrin bir parçası oluyorum, sanki benim adım adım ilerlemem şehrin de ilerlemesidir. Ama sabah güneşi doğduğunda her şey sıfırlanır, herkes kendi başına ayrılır, sanki hiç bir şey olmamış gibi.
Kadın satıcıların gözlerinde bazen sabırlı bir öfke vardır, sanki onlar beklemekten bıkmışlardır ama beklemeye devam ederler. Bu öfke korkutucu değildir, sadece yoğun bir sabırla ortaya çıkar, sanki onların beklediği şey sonsuz bir zaman değildir, sadece bir günün sonu kademesidir. Ben de onların gözlerine baktığımda, kendi sabrımı da onlardan alırım.
Gece boyunca kapı çalma sesleri zaman zaman olur, bazen çocuklar bazen de yaşlılar çalarlar, ama çalanların hiç biri asla kapıyı kırmaya çalışmaz. Çünkü kapıları kırmak yerine, kapıyı çalmak ile kapıyı açmak arasında bir fark vardır, bu fark onları insan yapar. Bu farkı hissetmek için de sadece kapıya yakın durmak gerekir.
Sabahın ilk ışıkları sokaklara geldiğinde, satıcıların tezgahlarını açma hızları tam bir saat saniyenin parçası gibi olur, hepsi aynı anda harekete geçirir. Kafelerde oturan çocukların gözleri gazete okuyan yetişkinlerin kağıdı izler, sanki kağıt teleportsiyon yapar gibi, ama çocuklar sadece kağıdın üzerine düşen gölgeyi takip eder. Yağmur sonrası sokakların kumları toparlanır, bu toparlanma sadece görsel değildir, aynı zamanda insanların ayaklarının üstünde taşıdığı kum miktarını da azaltır. Marketteki ürün raflarının boşlukları, aslında insanların ne kadar hızlı tüketme eğiliminde olduklarını gösterir, dolu görünen rafların altında aslında zamanın hızı saklıdır. Köprülerin altından geçen suyun sesi akşamüstü biraz daha yankılanır, o ses sokak ışıklarının rengini bile değiştirir gibi hissettirir. Kafelerde oturan kadınların ellerindeki çay bardağı ısısı, konuşmalarının tonunu belirler, bardak ısısı yükseldikçe sözler de daha hızlı akar. Sabahın soğuk rüzgarı pencere kırpanları oynatır, sanki şehir sana bir şeyler fısıldıyor ama sesi çok uzak, bu uzaklık aslında şehrin iç içe geçmişliğidir.
Anti-tourist truth: Birçok kişi Kathmandu danacaktır çünlü evleri ve tapınaklarıyla, ama asıl cazibe tam tersidir; şehrin gücü, insanların günlük hayatta birbirlerine nasıl uyum sağladıkları ve karmaşayı sessizce taşıdıklarındadır, bu yüzden turistler genelde sadece yüzeyi görür, aslında orada yatan düzeni hiç hissetmezler.
,
"tags": ["Kathmandu", "lifestyle", "travel", "blog", "tr"],
"language": "tr"
}
You might also be interested in:
- L'Oréal Paris Infaillible 3-second Setting Mist JUMBO formaat - Setting Spray - transferproof in 3 seconden - voor make-up die tot 36 uur blijft zitten - 150 ml (EAN: 3600524244538): De 'Finishing Touch' die echt blijft zitten 🛠️
- mielec mornings and midnight musings
- Kitwe Shopping: Local Stalls, Malls, and the Hunt for a Decent Coffee
- The Kicks Don Berg/Wandel Veters - Zwart/Grijs - 160CM (EAN: 8542878307390)
- Heren String Rood - Dunne T String - Sexy Design - Mannen Onderbroek - Lingerie Voor Mannen - Ondergoed Maat M (EAN: 8785290592184)