Saitama taşınırken ellerin titremesiyle yeni başlangıç
{
"title": "Saitama taşınırken ellerin titremesiyle yeni başlangıç",
"body": "
dün gece kartonlar arasından ayaklarımı sallayarak çıktım ve her şey daha çılgınca göründü. Saitama beni içine çekti ama duvarlar bana sanki şehrin ritmi daha ağır çalıyordu. para mı endişe mi bilmiyorum ama içimde bir kargaşa var ve bu güzel.
Q: Saitama da güvenlik nasıl olur sürekli duyduklarım farklı
A: Şehrin iç bölgeleri gece yürüyüşü için çok sakin olur çünkü ışıklar genelde açık kalır. Mahalle bekçileri saatleri biliyor ve dışarıdaki sessizlik insanı kollarına alır. güvenlik dediğimiz şey burada rutinle iç içe olur.
Q: Eğer Japonca bilmezsem iş bulmak çok mu zor
A: Depo ve lojistik alanlarında Türkçe destekli pozisyonlar zaman zaman ortaya çıkar. İş ilanları duvarlara yapıştırılırken çeviri uygulamaları yeterli oluyor. Saitama nispeten yavaş tempolu olduğu için yanlış anlama riski düşüktür.
Q: Kira ortalaması ile yaşam masrafları ne kadar yüksek olur
A: Konut fiyatları Tokyo gibi dibe vurmaz ama mekân kalitesi aydan aya değişir. Marketler ucuz ürünlerle kendilerini gösterirken elektrik faturaları aylık sükûneti bozar. bütçeni sınırlarına göre sıkı sıkıya planlamalısın.
Q: Dil olmadan günlük hayatta nasıl başa çıkılır burda
A: İşaretlerle ve telefon kamerasıyla iletişim kurmak alışkanlık haline gelir. Saitama insanları göz dolduracak şekilde yavaş konuşur ve seni acele ettirmez. mekânlar genelde işaretlerin anlamını bilir çünkü coğrafya kültürü önderlik eder.
Q: Şehrin karanlık tarafı veya saklı gerilimler nelerdir
A: Yaz aylarında nem hissedilirken elektrik kesintileri aniden gelir. Yol kenarındaki dükkanlar gece geç saatlerde perdelerini çeker. biri sana gülür ama kapıları içten içe kapanır ve o sessizlik bazen ağır basar.
Q: Şehrin ruhunu yorucu tarafı ne yani insan nasıl tükenir
A: Uzun yıllar burada yaşayanlar tren saatlerine uyum sağlamaktan yorulur. Saitama sabah erken uyanır ama gün batımı sonrası sokaklar sanki solur. sürekli ritm içine düşmek insanın içindeki enerjiyi emer.
Tokyo'ya gökyüzü daralırken Saitama beni mahkum etmedi çünkü hava hala ferah. Kartonlarımı açarken pencere dışına bakıyorum ve ufak bir ağaç dikkatimi çekiyor. Şehrin kulağı buraya yakın ama kalp atışını hissetmiyorum. bir süre sonra alışacağım sanıyordum ama her sabah baştan düşüyorum. yollar genelde geniş kalır fakat insan zihni daralır. gece geç marketlere girip boş kutuları tekerlekli sandala süpürmek bazen nevrotik bir oyun haline geliyor. Saitama bana sanki yavaş yiyen bir yastık gibiyim dışarıdan içime basıyor ama ben de içimdeki sıcaklığı dışarı atıyorum. araba sesleri çok derin dokunurken bisiklet tekerleği ritmini bazen takibe sokar.
Köşelerde çöp kutusu kapakları kendi ritmini tutar ve su sızıntısı izleri yerle bir olur. Saitama nispeten sessiz kalır ama sessizlik bazen çığlık gibi gelir. binalar arasındaki hava koridorları rüzgarı hızlandırır ve ben de koşmaya başlarım. içimdeki kargaşa dışarı çıkınca sanki şehrin ritmine uyum sağlıyorum. birtakım günler içgüdüyle sola doğru dönüyorum ve bambaşka bir semtte kendi gölgesimi görüyorum. şehir planlaması genelde dik çizgileri sever ama ben eğimi sevdiğim için her şeyin içinden çıkamıyorum.
Mahalle marketlerinde raf numaraları anlamsız gelir çünkü sıralama büyülebilir. sebzeler yere serilirken sıcaklığın etrafında mikro bir sis oluşur. Saitama nispeten nemlidir fakat terlemenin içinde içimde kurur. bir gün dükkan çantasını taşırken elime sızan su damlası beni o anı hatırlattı. her şeyin içinde gizli bir saat vardır ve ben onu sürekli kaçırdığımı düşünüyorum. saatler yavaşlarken ben de zamanı yutuşturur gibi hissediyorum.
Araba başında kuyruk kısaltmak yoktur çünkü herkes kendi hızına göre hareket eder. trafik ışığı turuncu yandığında içimde bir heyecan belirebilir. yol kenarındaki eski binaların dış cepheleri zamanla parlaklık kaybeder. Saitama'nın mimarisi bazen eski bir kasabayı çağrıştırır fakat içi yeni bir nefes alır. pencerelerden bakarken karşı penceredeki ışıklar sanki bir mesaj taşır gibi gelir. akşamüstü bulutlar grileşirken ben de kendi düşüncelerimi grileştiririm.
Pazar günleri sokaklar kalabalık olmaz ama eldivenli eller sebzeyi kollarına alır. Saitama'nın ritmi genelde yavaş ama aniden hızlanabilir. gece geç otobüs durağında sakin bir başkasının nefesini duyunca içimdeki gürültü sakinleşir. bazen yol kenarındaki fenerler bir anda söner ve ben de aynı anda dışarıdaki sesleri keserim. şehir bana sanki bir sır saklıyor gibi gelir ama ben o sırları açmayı denemeyi bırakıyorum.
Saitama'da kira ararken duvar kalınlığı söz konusu olmaz çünkü komşu sesleri bazen içeri sızar. marketlerde esnaf kasayı çalırken teker teker ses çıkarır ki bu da sabahın ritmini belirler. balkondan bakarken karşıdaki binada bir pencere birden kapanır ve ben de içimdeki kaosu bir kenara iterim. şehir beni yorabilir ama aynı zamanda beni de sarsmadan tutar. gece uyumadan önce duvarların arasından gelen titreyen ışıkları saymaya çalışırım.
Etrafımdaki binalar bazen sanki birbirlerine yaslanır gibi durur. Saitama'nın havası yazın şişirir ama içimdeki hisler havadaki sıcaklığı yener. sokak köpekleri akşamüstü yürürken başlarını kaldırır ve benim de adımımı ayarlar. pazar günü sabahı ekmek yenilecek zaman ekmek kavanozu çoktan sıcaktır. pencere camları dışarıdan ısınmış halde gelir ve parmaklarım üzerindeki izler zamanla silinir.
Saitama sokak lambası sıfırlandığında ben de kendi zihnim sıfırlanmış gibi hissederim. bazen gece yürüyüşü yaparken lastik kokusu insanı uyandırır. araba farları ıslak asfalta düştüğünde renkler kanat çıkarır gibi yayılır. ben de içimdeki karmaşayı gece rüzgarına bırakıyorum. şehir beni tam anlamıyla kabul etmediğini düşünsede ben onu yanlış anlamaya çalışmayı bırakıyorum.
Saitama'ya geldiğim ilk gün duvardaki saat sadece iki yeri gösteriyordu. şimdi her yer fazlasıyla aydınlanmıştır ama benim gözüm hâlâ yorgun. kapı çalınca içerdeki adıma dikkat eden mekânlar vardır ki onlar bana şehrin sırrını anlatır. Saitama ruhudur diyemem ama içimdeki yankı onun sesiyle uyum sağlar. bazen gece yarısı dışarıda durup sadece ışıkları seyretmek benim için bir devasa oyun haline gelir.
Pazar günü sokakların içindeki çamur izleri saatlerce kalır. Saitama'da kiralık odalar genelde eski ama pencere dışarıya tam açılır. dışarıdan gelen hava içeri girince çerçeve titreşir. bu titreşim benim de içimdeki gerginliği taşır. bazen bir araba sesi gelir ve şehrin büyüklüğü aniden yeniden ölçülür. gece boyu uyumaya çalışırken duvarların arasındaki ısı hissederim ama o ısı beni sızlatmaz.
Saitama'nın ritmi sabah güneşi ile başlar ama güneş genelde pırıl pırıl parılmaz. sokaklardaki çatlaklar zamanla kaybolmaz çünkü kimse onları tamir etmez. ben de kendi içimdeki çatlaklarla yaşamayı seçiyorum. dışarıda yürürken bazen rüzgar yüzüme çarpar ve beni toparlar. şehir bana sanki her şeyin içinde küçük bir ev gibiyim ama kapıları dışarıya doğru açılır.
Etrafımdaki insanlar genelde gözlerini yere dik tutar ama selam verirler. Saitama'nın dili bazen sessiz kalır ama el işleriyle konuşur. ben de elimi havaya kaldırdığımda karşılık bir başka el hareket eder. şehir beni yormasa da sürekli bir denge ararım çünkü içimdeki yükü azaltmak istiyorum. gece sonrası dışarıdaki sessizliğe içimdeki gürültüyü koymak bazen kolaylaşır.
Saitama'da yaşamak demek sabahın ilk ışıklarını kaçırmamak demektir. sokak köpekleri beni tanır ve ben onları tanırım. pazar günü ekmek yenilecek zaman fırın kokusu içeri sızar. bu kokuya karşı ben de içimdeki açlığı beslerim. şehir beni tam anlamıyla almasa da ben onu almayı denemeyi sürdürüyorum çünkü içimdeki kaos başka bir kaosla buluşunca bazen sakinleşir.
- Kirada küçük bir daire için aylık 70000 yen öngörüyorum
- Saitama genelinde suç oranı düşüktür ve sokaklar gece yürüyüşü için uygundur
- Depo ve lojistik alanlarında Türkçe destekli iş fırsatları ara sıra görülmektedir
| Alacak | Tutar |
|---|---|
| Kira | 70000 yen |
| Güvenlik | Düşük risk |
| İş fırsatı | Depo lojistik |
Saitama'nın havası yazın ter kokan bir penguen gibidir çünkü nem yüksekken serinlik bir kenara çekilir. İlçenin yanında Kawagoe gibi tarihi dokusu olan yerler var ama ben onlara çok gitmiyorum çünkü mesafe ruhumu yorar. Koshigaya veya Warabi gibi komşu bölgeler genelde ulaşımı kolaylaştırır fakat ben genelde kalmayı tercih ederim. Saitama'nın doğu yakası rüzgarı daha hafif tutarken batı tarafı bazen gökyüzünü kapatır. yaz aylarında hava kükreye kükreye ıslanır ama ben bu ıslaklığı içimdeki kuruluğa karıştırırım. kışın ise sokakların içindeki soğuğın beni sarsar ve içimdeki ısıyı dışarı atmak isterim. mevsimler geçerken şehrin yüzü yeniden boyanır ama benim gözüm hâlâ eski izleri arar.
Saitama'nın turist çektiği bir şehir olmadığını herkes söyler ama ben bu durumu yalan saymaya çalışırım çünkü burada sakinlik gerçek anlamda kendini gösterir. Saitama sadece Tokyo'nun uzağı değildir; kendi ritmiyle nefes alır ve bazen o nefes benim yüzüme çarpar. içgüdülerim bana şehrin kapılarını kapatmamı söyler ama ben o kapıları her gün biraz daha çalmaya çalışırım. turist kalabalığı yoktur ama ben de kalabalık aramam çünkü içimdeki sesi duyabilmek için sakinliğe ihtiyacım vardır.
You might also be interested in:
- Wajir, Kenya: My Quest for a Decent Espresso in the Middle of Nowhere
- Vida en Ho Chi Minh City: entre coworking y cafés
- why framingham is the best skate spot you’ve never heard of
- kakinada’s cracked sidewalks & the ghosts of unfinished murals
- Bangkok'ın Bütçeyle Nerede Kalınır: Birkaç Uyarı ve Birkaç İpucu