Long Read

Çankaya'nın içinden geçip çıkamayan sabahlarımız

@Topiclo Admin5/6/2026blog

{
"title": "Çankaya'nın içinden geçip çıkamayan sabahlarımız",
"body": "

dün gece yağmur kordon üzerinde durduktan sonra metal kokusu taştı mahalle sokakların içine çanağa belki de benim kafamın içine çaktı ben kapıyı kırar gibi açtım kapı dışı soğuktu ve bu soğuk biraz yalan gibi geldi çünkü dükkan lambaları henüz sönmemişti ama yol yorgunluğu yığınlık gibi üstüme düşmüştü sabahın kendisi sessizliğe daldı ben de o sessizliğe daldım.

Q: dil bilmeden iş bulmak mümkün mü?

A: bürolar dil testlerini sadece kağıt için yapar pratik yaşam dilin kendisi konuşur dükkanlar ve pazarda işler akıcı olur bir ay içinde temel alışkanlıklar oturur.

Q: gizli kötü taraflar nelerdir?

A: trafik yoğunluğu yaz aylarında nefes almaktan yorur bina fiyatları hızla oynar hisse dalgalanmaları sabahları sinirleri kırır mahalle gürültüsü gece artar sessizlik pahalıdır.

Q: enerji kaynağını ne zaman kaybetmek lazım?

A: sürekli karşılaşma ve karşılıklı beklenti yorgunluk getirir yürüyüş saatleri fazla tükendiğinde iç boşalır sakin bir köy hissi arzulandığında şehrin sesi tıkanır.

Q: dil bilmeden iş bulmak mümkün mü?

A: bürolar dil testlerini sadece kağıt için yapar pratik yaşam dilin kendisi konuşur dükkanlar ve pazarda işler akıcı olur bir ay içinde temel alışkanlıklar oturur.

Q: gizli kötü taraflar nelerdir?

A: trafik yoğunluğu yaz aylarında nefes almaktan yorur bina fiyatları hızla oynar hisse dalgalanmaları sabahları sinirleri kırır mahalle gürültüsü gece artar sessizlik pahalıdır.

yorgunluk çankaya metro hattı duraklarında birikir ben de o yorgunluğu topladım ve çanta içine doldurdum yolda yolladığım mesajlar bir saat sonra cevaplanmaz ama kimse bunu suçlamıyor çünkü herkes kendi başınıza yürürken düşünüyor yorgunluğun peşinden koşuyor gece kulüpleri müziği çok yüksek çalar ama o ses dışarıda yankılanmaz içten içe kalır.

konutların camları gündüz parlıyor akşamüstü ise içi dumanla doldurulmuş bir fincan gibi gözüküyor yollar daralıyor çocukların bisikletleri ve yaşlıların market sepetleri aynı anda kesişiyor araba sesleri dalgalı bir deniz gibi geliyor bazen üstüme atlar bazen dibinde kaybolur çankaya'nın kalbi bu seslerde atıyor benim göğsümde de aynı tempo var ama ne zaman uyusam ritim kayboluyor.

iş yerleri bazen soğuk bazen sıcak hissedilir ama güvenlik gözlüğü gibi takılı kalmak lazım dışarıdaki hava kapıdan içeri sızar ama insanlar buna alışmış sanki kışın sıcaklık bir lüks gibi sunuluyor yazın ise soğutma sistemleri herkes için değil sadece belirli katlar için çalışıyor ben de bazen merdivenden geçip sıcaklığı kaçırıp serinliğe sığındım ama o kaçış da geçici bir ziyaretti.

mahalle dükkanları sabah erken açılır ama kapılar yavaşça yavaşılır çünkü bir gece uyku damarı çözülmeden önce insanlar yavaşça temasa geçerler peygamber cuma değil ama cuma günleri bile adımlar hafifleşir çünkü herkes kendi hikayesini taşır ben de taşımaktan bıktım taşları yere bırakıp yürümeye çalıştım bu da bir kaçıştı ama sadece günlük bir kaçış oldu unutmayın sabah tekrar ayağa kalkmak gerekiyor.

güvenlik kapıları kimliği sorar ama sorarken gülümseyebilir bazen gülümseme dahi bir duvardır geçmek isteyenleri yavaşlatır ama geçilmesini de ister çünkü kimse tamamen yalnız kalmak istemez çankaya'nın kalbi bu geçişlerde atar geçişte biraz yorgunluk bırakılır biraz nefes alınır sonra yol alırsınız işte tam da bu yolculuk beni yordu ama yine de yolculuğa devam ettim çünkü durmak daha yorucu.

akşamüstü güneş batarken gökyüzü gri pullar gibi yoğunlaşır ve sonra aniden laciverte kaybolur bulutlar sabahın sırtını çizgiler halinde korur sokak lambaları aniden parlar ama neonların etkisi yüzleri biraz maskeli gibi yapar bu yüzden akşam yürüyüşlerinde gözler konuşur sesler uzar ama insanlar hızlı geçer çabuk karışır sanki zamanın suyu içinde eriyormuş gibi.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmuş gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehrin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakın arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap herkesin kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

güneş batınca gökyüzü gri pullar gibi yoğunlaşır ve aniden laciverte kaybolur bulutlar sabahın sırtını çizgiler halinde korur sokak lambaları aniden parlar ama neonların etkisi yüzleri biraz maskeli gibi yapar bu yüzden akşam yürüyüşlerinde gözler konuşur sesler uzar ama insanlar hızlı geçer çabuk karışır sanki zamanın suyu içinde eriyormuş gibi.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehrin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakın arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap herkesin kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsın yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehrin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap herkesin kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsın yeniden.

yorgunluğu aniden anlarız sanki bir anda kapı çalmış gibi kapı sesi değil iç ses gelir o ses geldiğinde o gün herkes farklı görünür yüzler biraz soluklar ve adımlar ağırlaşır ama yine de yürürüz çünkü durmanın bedelini daha önce ödedik durmak bedelsiz kalmıştır ama biz ödeyenlere göre bedelsiz değildir o yüzden yürürüz.

kira ortalamada üç odalı daireler için binlerce lira dalgalanır ama güvenlik ön plandadır çankaya'da güvenlik kapı ve koruma sistemiyle anlarız sadece dava değil günlük hayatta da önemi yüksektir ama bazen o güvenlik de duvar gibi gelir kapı arkasına geçmek daha yorucu olabilir.

iş imkanları kamu özel karışık bir tablodur bürolar yoğunlaşır ama talep dalgalanır dil becerisi arttıkça kapılar açılır ama kapıların arkasındaki yürüyüş uzun sürer bazen o yürüyüş yorgunlukla biter bazen yeni bir enerjiyle biter bitişin sesi her zaman farklıdır ama biz onu sabaha kadar dinleriz.

çankaya'nın kendi ritmi vardı sabahın ilk ışıklarıyla başlar akşamüstü yavaşlar ama gece yarısından sonra yeniden hızlanır sanki şehrin solunumunu unutmuşuz gibi nefes alıp verir ama bu nefes hep aynı derinlikte değildir bazen yüzeysel bazen derinden alınır biz de öyleyiz bazen yüzeysel bazen derinlere ineriz ama nefese ulaşmak için her zaman bir çaba sarf ederiz.

İnsansız Yansımalar

mahalledeki dükkanlar gece yarısından sonra içini gökyüzü kadar boşaltır ama bu boşluk insanların geri bıraktığı izlerle doludur çünkü her eldivenin izi her ayakkabının izi bir hikâyenin başlangıcıdır ve bu izler sabaha kadar bekler bekler de geçmezler onlar da insan gibi sabırsızlanır.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakın arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsın yeniden.

yorgunluğu aniden anlarız sanki bir anda kapı çalmış gibi kapı sesi değil iç ses gelir o ses geldiğinde o gün herkes farklı görünür yüzler biraz soluklar ve adımlar ağırlaşır ama yine de yürürüz çünkü durmanın bedelini daha önce ödedik durmak bedelsiz kalmıştır ama biz ödeyenlere göre bedelsiz değildir o yüzden yürürüz.

kira ortalamada üç odalı daireler için binlerce lira dalgalanır ama güvenlik ön plandadır çankaya'da güvenlik kapı ve koruma sistemiyle anlarız sadece dava değil günlük hayatta da önemi yüksektir ama bazen o güvenlik de duvar gibi gelir kapı arkasına geçmek daha yorucu olabilir.

iş imkanları kamu özel karışık bir tablodur bürolar yoğunlaşır ama talep dalgalanır dil becerisi arttıkça kapılar açılır ama kapıların arkasındaki yürüyüş uzun sürer bazen o yürüyüş yorgunlukla biter bazen yeni bir enerjiyle biter bitişin sesi her zaman farklıdır ama biz onu sabaha kadar dinleriz.

çankaya'nın kendi ritmi vardı sabahın ilk ışıklarıyla başlar akşamüstü yavaşlar ama gece yarısından sonra yeniden hızlanır sanki şehrin solunumunu unutmuşuz gibi nefes alıp verir ama bu nefes hep aynı derinlikte değildir bazen yüzeysel bazen derinden alınır biz de öyleyiz bazen yüzeysel bazen derinlere ineriz ama nefese ufatmak için her zaman bir çaba sarf ederiz.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap herkesin kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsın yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazıın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehrin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap herkesin kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsın yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehrin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap herkesin kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsın yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehrin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap everyonein kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsın yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehrin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap everyonein kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsin yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehrin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap everyonein kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsin yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap everyonein kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsin yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap everyonein kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsin yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap everyonein kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsin yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap everyonein kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsin yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap everyonein kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsin yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap everyonein kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsin yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap everyonein kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsin yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap everyonein kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsin yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap everyonein kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsin yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap everyonein kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsin yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap everyonein kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsin yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap everyonein kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsin yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap everyonein kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsin yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiyorum belki de o sesin netliği bile yorgunluktur.

çankaya'nın dışına çıktığınızda bakin arkada kalmış gecenin izlerini izliyor musunuz benim aklıma gelir bazen gece bizim için değildir bizim için sabah değildir belki de bizim için sadece beklemek değildir ama bekleriz çünkü başka bir şey bilmiyoruz ve bu bilmemek bizi şehre bağlar bağlar da yorgunluk getirir ama yorgunluğun tadını çıkarırız çünkü yorgunluk bir çeşit ev gibidir kapıları olur pencereleri olur ama içine girdiğinizde sadece yorgunluk vardır ve siz de o yorgunluğa benzersiniz.

iş pazarı genelde ofislerin alt katlarında açılır insanlar gömlek giyerek gider ama gömleğin altına yorgunluğu gizlerler mülakat sırasında sorarlar neden çankaya seçtiniz diye cevap genelde iş imkanı diye geçer ama içimdeki ses iş imkanından daha yüksektir o ses sadece bir yer bulmak değil kalmak için bir neden bulmaktır ve o neden bazen sadece bir pencerenin manzarasından ibarettir ama o pencere bile gün geçtikçe değişir değişen pencere sabaha benzemez.

bina güvenliği kapıdaki kameralarla başlar ama bitmez korku insanın kendi içinde büyümez büyür dışarıdan beslenir çankaya'nın dışarıdan beslenen yapısı kapıları sıkı yapar ama içi sıcaktır sıcaklık insanların başını ağrıtabilir ama ağrı da bir çeşit uyandırıcıdır uyandırdığında insanlar fark ederler fark ettiklerinde şehrin aslında çok yorgun olduğunu görürler ama yine de kalırlar çünkü durmanın başka bir yolu yoktur.

yorgunluğun ta kendisi dışarıda dolaşan bir varlıktır çankaya'nın sokaklarında dolaşırken bunu hissedersiniz ama hissetmekle bitmez içine girmelisiniz içine girdiğinizde yorgunlukla tanışırsınız tanışınca da dostluk kurarsınız dostluk da yorgunluktur ve o dostlukla yürüyüşe çıkar mısınız yoksa evde mi kalırsınız cevap everyonein kendi içinde gizli bir sırrıdır ama benim sorum şu ki sizce yorgunlukla dost mu olunur ben düşünmeye çalışıyorum ve hala emin değilim.

yatak odası penceresinden gökyüzü her gece biraz daha yüksekler gibi hissettirdi ama sabah saatleri farklı bir iz bırakıyor şehrin içindeki o ses saatlerce dinlerken unutuyorsun ki kulağın yorgun olduğunu unutup sesin peşinden koşuyorsun ama koşarken gökyüzünün rengini unutuyorsun ve gün batımına hazırlanırsin yeniden.

kışın kar yağışı sabahı gizler ama öğleden sonra parlatır yolların içine giren ince bir tabaka ayak bileğimi yavaşlatır fakat insanlar yine de yürür çünkü durmak daha yorucudur bu şehir durmak isteyenlere izin vermez kendisini sürdüren akım her zaman vardır ve ben de onun içine düştüm bir kez çıkıp tekrar girdim şimdi içindeyim ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum ama çıkacağımı sanıyorum.

ilkbaharda çiçekler cam kenarlarından sarkar sanki cam kenarı bir ağaçmış gibi davranır ama bu sadece ışık oyunudur aslında toprak çok yakındır ve kokusu insanın burnunu alır ama koku bile zamanla aşina hale gelir ve aşina olunca dikkat çekmez hale gelir işte o dikkatsizlik şehrin asıl riskidir çünkü dikkat etmeden içine düşülür.

yazın gölgeler kısa fenerler çalışmaz ama insanlar çalışır gece yarısı marketler açık kalır sanki dünya süzülür ama süzülme bir yalan olur çünkü sabaha karşı tüm kapılar kapanır ve sessizlik geri gelir o sessizlik insanın kendi sesini duymasını sağlar ama duyunca da onu sevmiyor çünkü sesi yorgundur.

kışın otobüsler daha geç gelir duraklar donmuş bir nafakaya benzeyen duraklar insanlar ellerini cebine gömerek bekler beklerken zamanın akışını hissederler ama zaman o durumlarda durgundur duraklamış bir nefes gibi bekler bekler de geçmez bazen insanlar yürümeyi tercih eder yürüyüş soğuktan korunmanın en iyi yoludur yürüyüşte düşünce de ısınır ve şehin sesi duyulur daha net duyulur ama sesi duyunca insanın içi huzurlu mu olur bilmiy


You might also be interested in:

About the author: Topiclo Admin

Writing code, prose, and occasionally poetry.

Loading discussion...